federalim kaç zamandır
sistematik önemlidir. kimseye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığımız şu süre boyunca bile önemli olduğuna göre gerçekten önemlidir. kafka'nın evinin önünde fotoğraf çektirebilirsiniz, ama adını da orada öğrenirsiniz, sonra dA'da journal'ın başına/sonuna "what i'm reading: kafka " diyebilirsiniz. siz bilirsiniz...
aklı başında bir insan olup "sistematik" kavramıyla prag'a gitmeden önce tanışmış olmak elbette daha güzel, hadi edebiyattan anlamıyoruz, peki müzik nasıl olacak?
"hoşuma giden her şeyi dinlerim" insanlarının, ki kendimden üçüncü şahıslara dahil olan biri gibi bahsetmeyi sevmesem de zaman zaman buna mecbur kalırım, prag'a gitseler dahi iflah olmayacaklarından emin olabilir miyiz? kaliteli müzik dinlemek; yani müziği müzik yapmış olmak için yapan, tercihen bestesini kendisi yapıp sözünü de kendisi yazan şarkıcı/grup(lar) dinlemek, albümler arasındaki ilişkileri, şarkıların türünü ve içindeki iniş çıkışları, yıldan yıla o türde üretilen müziğin gelişimini yorumlayabilecek durumda olmak. tabi bu arada herkes gibi hoşa giden şarkılara çeşitli anlamlar yüklemek, hayata giren çıkan değerli kişilerle ortak melodilerle heyecanlanmak, vs.
bütün bunlar, normal kaliteyi geçtim, olağanüstü kaliteli (müziği hem üretenler hem de tüketenler açısından kalite) ve özgün yapıtlar dinleyen kişilere; diğerlerine ne dinledikleriyle ilgili yorum yapma, onları sınıflandırma, hepsinden öte sadece kendi hayatlarına katkı olması gereken şeyleri başkalarıyla kendilerini konumlandırma ve muhtemelen de onlarla araya mesafeler koyma aracı olarak kullanmanın yaptıkları bu (aslında) güzel işin niteliğini hangi yönde etkilediğini sorgulamama, ve kendilerinden bu sorgulamayı bekleyenleri de kendileri gibi düşünen ve fakat onlar kadar olamayanlarla bir tutma hakkı verir mi? hakkın "alınmaz verilir" olduğu durumlar da var şüphesiz. bu hakkı veren "hoşuma giden her şeyi dinlerim" olmadığına göre...
hangi konuya kafa yorarsak yoralım, dönüp dolaşıp insanın kendisiyle barışıklığı, dünyaya bakışı gibi kavramlara bağlıyoruz ki inanın ben de sıkıldım. ama çare yok. ben de hoşuma giden her şeyi dinlerim, sonra başka bir cucurbitulae buraya gelip tekzip yazısı mı yazsın...
insan olmanın gereğidir zaten, hoşumuza gideni dinleriz, hoşumuza gideni okuruz, hoşumuza gideni severiz... hoşa gitmeyeni yapmak ancak sistemi yıkma ideali olanlar için dönemsel bir zorunluluktur. zafere giden yolda kolkola yürüyor olmaktan daha hoşa gidecek şey var mıdır sahi?
hoşa giden her şeyin dinlenebileceğini, fakat bunların arasında bir hiyerarşi olduğu fikrini içselleştirdiğiniz an, piramidin üst basamaklarındakilere verecek cevabınız yoktur. aynı teşkilattasınızdır, oyunuzu da aynı kullanırsınız, ama kazanan onlardır, onlar olacaktır.
hiçbir meşgale sistematik olarak sevilmek, benimsenmek, pratiğe dökülmek zorunda değildir elbette, sonsuzluğa giden yolda "ben senden öndeyim" in anlamsızlığını idrak edemeyenler arasında bu lafı söyleyenlerin, yani bu sonsuzluğu daha iyi kavrayabilecek olanların sıklığını da düşünürsek hele... hiç değildir.
lezzet bambaşkadır, tek vücut olup, aynı sessizlikte bulunan, dudakları da birleşmiş halde, aynı kokuları duyan, gözleri de kapalı olup aynı karanlıkta bulunan iki insana (tam simetri olsun diyenler eşcinsel iki insan tahayyül edebilirler) sormak lazımdır kimin kimden önde olduğunu...
kimsenin kimseye hangi lezzete nasıl ulaşacağını öğretmeye cüret edemeyeceğini kabul edersek sistematiğin bireyselliğinden ne anlatmaya çalıştığımız anlaşılır diye umuyorum. lezzet bambaşkadır, ama ilk adımda alınan lezzetten öteye gitmemeyi bir yaşam biçimi haline getirmek de o derece bambaşka bir hayata kapı açar ki, bu da kişinin kendisi ve çevresi için açıkçası pek lezzetsiz bir durum olur.
içten gelen ve sonradan öğrenilen nice zevke sahip yaratıklar olarak, bunlardan birinin olsun rafine hale gelmesi için uğraşmak, her gün yeni bir müzik grubuyla, ya da yeni bir dergiyle, yeni bir sanat akımının benimsendiğini gösteren ve bunun için uğraşılmış görünen fotoğraf ya da resimlerle karşınıza gelen ve bütün bu uğraşları -çok acıklı şekilde- minicik kılan malum argümanları sıralayan bir takım zorlama karakterleri bertaraf etmekten öte, özellikle günümüz koşullarında sırf "her verileni almayan" biri olmak adına bir umut ışığı teşkil edebilme potansiyeli taşıdığı için önemlidir. her verileni almak kafaları karıştırmasın, ilke olarak karşı olsak ne yazar, zaten ihtiyacımız olan şeyi üretmedikçe tüketicisiyizdir, bu bakımdan verileni almak en doğal hakkımızdır (meraklısı için not: bu hak verilir de alınır da). ancak günümüzdeki "günümüz koşulları" hiç de hafife alınmaması gereken bir faktördür, malesef ki sözünü ettiğimiz "zorlama karakterler" in tasfiyesinden öte bir önemi haizdir.
klasik örgüt kuramındaki uzmanlaşmaya benzer şekilde, diğer zevkleri unutturacak nitelikte bir rafinaj çalışması değil aradığımız şey. hoş böyle bir çabaya girilse dahi (her verileni alanların bile bu kadar şuursuz hale gelmeyeceğini umarak tabi) yakın disiplinler birbirini etkiler, bir bakarsınız çok yönlü karizmatik bir kişiliğiniz oluverir, karşı cinse daha çekici gelirsiniz mazallah. renkten anlayan biri olarak, fotoğraflarınız da güzel çıkar, dekorasyonunuz bir şeye benzer... disiplinler arası hiyerarşinin olup olmadığını ise kaliteli müzik dinleyenlere sormamız lazım, tabii ki alacağımız cevabı içselleştirmememiz gerektiğine kendimizi önceden inandırmış olarak.
mutluluğun her şeyin üzerinde bir anlam olduğunu de hesaba katarak, sevdiğimiz şeye verilen emeğin karşılıksız olmayacağını, üstelik bunun sevgiyi de çok daha yüce kılacağını, nice açılımlara olanak tanıyacağını, ve bunun şu kimseye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığımız süre boyunca girilebilecek en güzel kısırdöngülerden biri olduğunu bilirsek eğer; koç ve sabancı'nın, markanın halkla ilişkilerinin gereği olarak planladığı kadar, ilerleyen yaş ve belki kişisel manevi tatmin sebepleriyle de gün yüzüne çıkan, "artık zamanı gelmiştir" diyerekten giriştkleri tarım öncesi toplayıcılık dönemlerini çağrıştıran hüzünlü koleksiyonlarının parçalarına benzemekten uzak durabiliriz, ki bu da bizi tek başına "anadolu medeniyetleri" kadar olmasa da, saygın bir içsel konuma oturtacaktır.
