07 Ağustos 2006

sex

bu yazıda yer yer medikal, yer yer argo kökenli "ayıp" kelimeler kullanılmıştır. ayıp kelimesinin daha iyi bir alternatifini bulamadım. tek başına ayıp olmayıp, ifade ettiği kavrama göre ayıplaşanları da katarsak hayli kalabalık bir ayıp grubumuz olacak, bu nedenle bu yazı nikah düşmeyen karşı cins kişilerle, veya yeterli samimiyetin yakalanamadığı ortamlarda okunmasa daha iyi olur.






bu güzel olayı binlerce farklı şekilde aktarabilirdim aslında, ama arama sonuçlarında üstlerde yer alabilmek için en sıradanını kullandım, hatta dikkat ederseniz "x" harfiyle yazdığımı da görürsünüz. yonja'daki bir yeniyetme zibidinin kendisini anlattığı bölüme "sex'i seks diye yazan kızlar lütfen mesaj atmasıınn, uğraşamaamm!!" yazmasını da bu bağlamda değerlendirebiliriz. ne mutlu ki sevişebilen kızlarımızın çok büyük bölümü x harfinden haberdar. gencimiz de kendine güvendiğinden değil, bu olgunun farkında olduğundan böyle bir yazı yazma cüretini bulabilmiş. o yazıyı yazmak sex! hayatını nasıl etkilemiştir acaba?

bu şekilde yazıldığında hemen herkes anlayabileceği halde, çağrışımda da sınır tanımayan bir kavramdır bu: internette başvuru formu doldururken sex: hanesine -yes, please. yazanlar, fransızca da "sexe de la femme" dendiği zaman "kadının seksi gelmiş" değil de, tenasül uzvunun anlaşılması gerektiği falan... yine de çoğunlukla derdinizi anlatabilirsiniz.
wikipedia'nın "human sexology" başlığının ilk bölümünü analiz ederek konuya başlayalım. mevzu çok daha derin olmakla beraber, cinsel organlar, kadının üretkenliği, menstrüasyon, cinsel hastalıklar gibi konular şu anda ilgi dışı.
1- seksin tarihi
ilk uygarlıklar, her haltta olduğu gibi sekste de ilktiler (metodoloji açısından tabii, yoksa herkes sevişiyor) mezopotamya, şu anki içler acısı haline inat, cinsellikte açık bir toplum örneğin, anaerkil anlayış cinsi münasebetlere de damga vurmuş
yunanlar, pek tabii fallus ilen ilgililer. hani şu turistlere satmaya çalıştığımız kartpostallardaki bereket tanrısı. hala lykia bölgesindeki (muğla-antalya) kimi tapınakların dış çephelerinde fallus kabartmaları durmaktadır. bu falluslar o tapınak kimin adına yapıldıysa o kişinin yörenin ileri gelenlerinden olduğunu simgelemekte, ve tabii ki bugün yörede piknik yapan kimi aile babalarının tarih/kültür düşmanlığından nasibini almakta. binlerce yıl önce cinsel organı resmedilen kişilerin 21. yüzyılda 2 kız babası insanları rahatsız edebilmesi aslında gayet simgesel: o fallus'ların oraya boşu boşuna çizilmediğini gösteriyor. pikniğe giden kızların fallus görmekten şikayetçi olup olmadığı da muamma.
bu dönemlerde ataerkil yapılarda fuhuş da sıkça gözleniyor, bugünkü gibi ticaret haline gelmese bile, sınıf ayrışmalarında yeri önemli: bizzat fahişe olanlar, onlarla beraber olanlar, köle sahipleri, tenezzül etmeyenler vs.
çin ve hindistan da boş durmuyor, taocu seks, her tarafı ayrı fanteziyle süslü kabartmalı tapınaklar vs. inşa ediliyor. tabii ki kutlamak için de topluca sevişiliyor... özellikle hindistan gibi sosyal çeşitlilik anlamında çivisi çıkmış bölgelerde görülen o ki bu tip tapınaklar bugün de çok fazla batmıyor kimseye. mermer değil mozaik malum...
tarih bölümü çok daha uzun ve kapsamlı olmalı, ancak insan cinselliğinin bir yirminci yüzyıl ürünü olmadığını hatırlamak bakımından değinmekte fayda var, sonrası kapasitemizi aşmaya başlayabilir.
2- homofobi, homoseksüellik ve psikolojisi
tarihe girmeye hiç gerek yok, homoseksüelliğin, kimilerinin yirminci yüzyıldaki global ahlaksızlığın bir sonucu olarak gördüğü gibi yeni bir olgu olmadığı, tarih kitaplarında okutulmayan hemen bütün araştırmalarda karşımıza çıktığı bir gerçek. psikolojik ve fizyolojik altyapısı bir yana, eşcinselliğin (yine kimilerini çok rahatsız edecek şekilde) yavaş yavaş da olsa kabul görme sınırlarına yaklaşması olumlu bir durum. ancak buradaki yavaş ifadesi yavaşlığı anlatmakta yetersiz kalıyor olabilir. "ortalık ibne doldu" insancıklarının seçici algılama kurbanı olduğu kesin, zira dünyada "eşcinselliğe hoşgörülüyüz" diyebilecek yegane topluluklar, bir eli yağda bir eli balda ülkelerin hem zengin hem çok entelektüel kesimleri, ki yaşadıkları yerler zaten ya akademisyen, ya rock grubu ya da ressam yetiştirmekte. dolayısıyla homofoblar için korkulacak bir şey yok, ortalık ibne dolacaksa da onlar o günleri görmezler.
türkiye için konuşacak olursak, homoseksüellerin en büyük zorluğu, farklı olmanın yanına kültürel dışlanma ve tabii ki cinsel dışlanmanın da eklenmesi. osmanlı'da "perçem bırakan askerler" klişesiyle simgelenen homoseksüellik, son 20-25 yılın ortamı sayesinde daha aşina olunan bir olgu haline gelirken, aynı dönemin pompaladığı şiddet ve ayrımcılık kültürü sayesinde, tamamen sezgilerimle tahmin ediyorum ki taşınması daha zor bir kimlik haline geldi. pek tabii, yine ve yeniden aynı dönemin bir sonucu olarak, çok zengin ve ulaşılmaz olup, dilediğiniz her cıvıklığı yapabilecek durumunuz yoksa.
biraz uzatmaya değer sanırım: kültürel dışlanma dediğimizde eşcinsellerin yanına aleviler, metalciler, piercing takanlar, 25 yaşına kadar evlenemeyenler gibi pek çok grup girebilir. bütün bu gruplar değerler skalasındaki bir/birkaç değerde çizgi dışına çıktıkları için o değerlere bağlı olarak dışlanırlar. günlük, siyasi, dini, cinsi vs. fakat eşcinsel dediğimiz zaman homoseksüellerin yanına lezbiyenleri de almak durumunda kalırız ki lezbiyenler toplumun gözünde bütün tuhaflıklarına karşın kadınlıklarını kaybetmedikleri için, normal olarak kadınlardan esirgemediğimiz ayrımcılığın biraz daha fazlasını alırlar sadece. en kötü "erkeksiz kalmışlardır" veya "benim tadımı bi alsın da bak bi daha kadına bakıyo mu?" olur. "ikisini birden" adamları zaten bu yazının yazılma sebebi...
cinsel dışlanma, ortalama cinsel tercihin dışında kalmak, ve bunun getirdiği sayısız sonuç şeklinde tezahür eder. standart olarak talep edilen bir vücut olmamak, cinsel arzuyla dönüp bakılmamak, fantezilere konu edilmemek, (söylemeye bile gerek yok) yuva kuramamak, çocuk sahibi olamamak, ve çok acı şekilde ve bütün bunları çok önemsizleştirircesine, fuhuş dışında para kazanma yolu bulamamak. arzu duymak, fantezi kurmak vs. homoseksüellerin derdi olmaz herhalde, herkesin cinselliği yaşayabileceği insanlar vardır elbet dünyada, dolayısıyla toplumun büyük çoğunluğu size karşı cinsel ilgi duymasa da (ki ilgi duyması ancak meşhur olmak ve kadın olmak koşullarıyla olur zaten) yaşamınızı sürdürebilirsiniz. ancak oturacak ev bulamamak, bulduğunda da para karşılığı seks yapmaktan başka şansı olmamak, insanlığımızı sorgulamamızı gerektiren durumlardandır diye düşünüyorum. şüphesiz ki bu durum cinsel dışlanma/kültürel dışlanma olgularının kavşağıdır. az sonra buna bir de "farklı olmak" eklenecek...
farklı olmak, farklılık oranında dışlanmaktır, ve bu oran bir üstel fonksiyondur malesef. barmen oğuz atak'ın neden ve kimler tarafından öldürüldüğünü hatırlamak yeter. "afyonlu katolik gay taşfırın ustaları" diye başlıklar açan beyinlerle aynı havayı solumanın zorluğunu hissetmektir. hem anal seks yapacaksınız, hem de para karşılığı yapacaksınız, hem dış görünüşünüz çok farklı olacak, hem de üstünüze gidildiğinde tepki göstereceksiniz. kusura bakmayın ama, o zaman yığınların tepkisini çekeceksiniz. sivas'ta yakılanlar ibne miydi, ordan hesaplayıverin işte. (halkın gözünde belki rahmetli aziz nesin manevi olarak ibne sayılabilirdi, nur içinde yatsın...)
istanbul halkalı'da, ya da ankara eryaman'da zar zor kalacak yer bulabilen travestilerin, eryaman'a yapılan yeni bir sitenin yeterli alıcısı çıkmadı diye (sebep mi, karşı binada ibneler otururken evin rayici düşmez mi sizce?) polis/milis/fakir genç destekli operasyonlarla yıldırılmaya çalışılması da bir farklı olmak sonucu. özetle, kültürel, cinsel, dinsel velhasıl külliyen bütün farklılıkları bünyesinde toplayan travestiler türkiye'deki en farklı gruptur. türkiye'de en zayıf kişi, kimsesiz, fakir, özürlü, hafif güzel bir kızdır dersek mesela, bu kızın başına en iyi ihtimal gelecek olan nedir: 15 yaşına gelmeden yüzlerce kişiyle yatmak, nihayetinde para karşılığı sevişen, yani hayatında ağız tadıyla bi sevişemeyen bi kız olmak. farklı olmayan, sadece bahtsız olana bunu reva görürken travestileri rahat bıraksak devlet yurtlarında kalan genç kızlarımıza ayıp etmiş olmaz mıyız?. işte necip türk milleti zan altında kalmadan gerekenin nasıl yapılacağını aynı zamanda dosta güven, düşmana korku salarak bir kez daha göstermiştir.
uzatmaktan kaçınmayarak bir parantez daha açıyorum ve orospular hakkında (orospu kelimesi rencide edebilir, ama bildiğin orospuya hayat kadını diyerek "yediği haltı örtmeye çalışan yetişkin olamamış toplum refleksi" diye tanımlanabilecek bir tutum sergilediğimizi düşünüyorum, ulan tabi hayat kadını da, hayat mı bırakmışsın, kiminle paylaşıyo o hayatları... ayrıca bir kadının hayatının büyük bölümünü yatakta geçirmesi ne kadar güzel bir şeyse, yine aynı şekilde bir kadının hayatının yatakta geçen kısmının büyük bölümü onun isteği dışındaysa bu durum o kadın için o kadar kötü değil midir? hayat kadını... duyan da kadın hayatını yaşıyor zanneder, ya da çok sevdiği birinden "hayatımın kadını" lafını duyduğunu...) baştan alalım: orospular hakkında "onlar seks düşkünü kadınlar", "hepsi isteyerek başlıyo", "isteseler başka iş mi yok" diyen hissiyat sahibi, üniversite öğrencisi, paralı sevgili peşinde koşan, bir yandan da baba parası yiyen, üzerinde durduğu dünya hakkında bir saniye kafa yormayan alımlı ve gerek yüzü, gerek poposu gerek göğüsleri güzel olan kızları da anmadan geçmeyelim. onları dışlamak için bir sebep yok ne de olsa her tarafları biçimli. ve bu dışlama/dışlanma fırtınasının tam ortasında oturuyor olmasalar bu lafları edebilecek haysiyette olurlar mıydı? retorik sorusunu da içimizden cevaplayarak devam edelim.
bütün bu dışlama pratiğinin diğer bir yönü ise, fuhuşa mecbur edilen bu insanlara olan talebin bir türlü bitmemesi. yani bir takım pislikler menzilimde olsun, ama görüş alanımda olmasın durumu... sahilde votka içerken arkadaşlara "abi travestinin ağzına .... " diye övünebilen, buna karşılık nasıl oluyorsa travestiyle aynı marketten alışveriş yapamayan güruhun varlığı hala bitemeyen. pek tabii bunda diğer yerleşik sosyal alışkanlıkların da rolü epeyce büyük. "onların da tadı ayrı oluyo" diye özetlenebilecek yaklaşımın altındaki "oral veya anal ilişkinin küçük düşürücülüğü ve bundan alınabilecek haz" pek tabii psikologların ilgi alanı, ancak dışlamaya katkısı olduğu şüphesiz. sonuçta bir kadınla normal ilişkide bulunarak onu küçük düşüremezsiniz, çünkü ister istemez zevk verirsiniz, oysa ki dışladığın kişiye zevk vermenin ne alemi var değil mi?
özetle, homofobi, homoseksüellik ve psikolojisi başlığı altında değindiklerim, aslında çok genellenebilecek, birbirinden ayrılamayacak denli karmaşık yapılı konular. bowling oynamaya gittiğinde yan tarafta türbanlı kızlar görüp "bunlar da buraya bile gelmeye başladı" diyenler mi dışlamayacak eşcinselleri, ya da "benim de eşcinsel arkadaşım var" deyip de, "onlar anca birbirlerini s.ksin" diyenler mi? görüldüğü gibi, türk gencinin önünde hayli uzun ve dikenli bir yol var.
not: "ibne"nin küfür olması vs. fazla geldi, nihayetinde hepsi aynı kapıya çıkıyor.
3-erotisizm
cinsel arzuya dayalı ve onun etrafında gelişen estetik anlayış. sadece duyular yoluyla tahrik olma değil, aynı zamanda cinsellik amacıyla yapılan veya öyle algılanan hareketlerle ilgilenme, cinselliği temsil eden davranış, obje, söz vs. unsurlarla ilgilenme veya hissetme durumu. seks organsız yapılamayacak olansa eğer, erotisizm ise inadına, beyinle yapılandır, daha doğrusu algılanandır.
abazanlık dediğimiz, tek taraflı erotisizmdir aslında. kararında olduğu zaman hayatı çekilir kılan detayların etrafında yaşamak, hareketlerin ve objelerin başka bir şey temsil edebileceğini düşünememek, bir akıl daralması yaşamaktır abazanlık. beklemektesinizdir, asansör kata gelir, kapıyı açarsınız ve içerde bir çift öpüşmektedir, ve eğer (bu satırların yazarı bir erkek olduğu için karşısına çıkan olguları erkek tarafından yorumlamaktadır) siz o an kızın poposundan başka bir kavrama odaklanamıyorsanız, size de yazıktır, sizinle bu dünyayı paylaşanlara da... itiraf ediyorum, asansörün kapısını açtığımda, sırtı bana dönük olmak üzere erkek arkadaşıyla öpüşmekte olan bir kız varsa ben de ilk önce poposuna bakarım, hatta eğer güzelse bir saniye daha uzun bile bakabilirim, ancak erotisizm, her yerde ve her zaman karşımıza çıkmasının bir sonucu olarak, çabuk sıyrılabilmemiz gereken bir etaptır, tabii ki sonra yeniden kısa süreyle girmek üzere. popodan sonra aklınıza gelmesi olası şeyler, sevgilinizle öpüştüğünüz bir asansör, veya en son kaç gün önce öpüştüğünüz vs. dir. özellikle tanımadığımız kişilerle olan anlık etkilenmelerde doz önemlidir, bırakın türk toplumunu filan, en açık görüşlü ortamda bile tek taraflı algılamanın fazlası zarardır, diğer güzellikleri görmenizi de etkiler. bir başka sahne düşünelim: bostancı-taksim dolmuşundasınız, orta sıraya oturmuşsunuz, ve arkanızdan bir kız para uzatıyor, ama öyle bir uzatıyor ki... veya bir kafeye oturdunuz, garson kız müşteriye saygı gereği gülümsedi, ama bir anda kadın ve de erkek sık sık geçtikleri diğer boyuta geçti, etraftaki her şey yok oldu ve garson kız bir kadının bir erkeğe gülümsediği gibi gülümsedi... ya da galiba size öyle geldi... bir bayan voleybolcusunuz, kıran kırana bir maçın 4. seti, durum 13-13, ve "yavrum g.te bak" diye bağıran insanlar var 5 metre yanınızda. voleybol oynayan bir kadın ya, hatta ne kadını, 5'erden 2 takım vajina maç yapıyor, ne kadar ilginç. e bağırmadan olur mu? olmaz tabi. onlara öyle gelmiş...

erotisizm, insanların belli niyetlerle gittikleri ortamlarda şüphesiz ki daha açık ve karşılıklıdır. barlar, müzik festivalleri, tatiller (okulları da katmak gerekir aslında) gibi eğlence amaçlı gidilen, dış görünüşe dikkat edilen ortamlarda algılar bozulmayacakları varsa da bozulur, göz göze gelinen her kız size aşık olmuştur, önünüzden 3. kez geçen bir kız o akşam sizinle yatmaya asla hayır diyemez, liste böyle uzar gider.
yeri gelmişken söylemek lazım, kadınların bu konuda şeytani bir yetenekleri olmakla beraber, özgün toplumsal koşullarımız dolayısıyla bu tip günlük flörtlerin çok fazla yaşandığı bir ülkemiz yok malesef. çünkü erkeğimizde talep esnekliği sıfırdır, bahsi geçen bütün sosyal ortamlarda kadın istediği kadar meymenetsiz olsun, nasıl olsa bakan eden çoktur, kadın da meseleye pragmatik bakıyorsa, kadınlığını yaşama, birine güzel bir söz söyleme, veya gülümseme ihtiyacı hissetmiyorsa bu tip şeyler yaşanmaz, ki yaşanmıyor da zaten. bu arada, bu tip davranışlar içgüdüsel olmakla beraber, bütün içgüdüsel zevklerimiz gibi öğrenilir, etkileşir, ve kendi çabamızla rafine hale gelebilir. gelmeyince de gazeteye "avrupalı kadın kadınlığını biliyor", "türk kadını başını önüne eğiyor" diye haber olabiliriz. aman diyelim...
aslında daha çok yaşanması gereken de budur, bir insan bunu yaşam biçimi haline getirmedikçe ortalama bir hayatta 30-40 kişiden fazlasıyla yatamaz, yatsa da bunların çoğu 1-2 kerelik görüşmeler olur. oysa ki küçük bir sahil kasabasında bile yaşasanız, karşı cinsten insanlarla onbinlerce kere gözgöze veya yanyana gelirsiniz hayatınızda. ve seks dediğimiz aktivite zaten ne idüğü belli bir aktivitedir. dünyaya mal olmuş 3-4 tane yöntemi vardır, çok da abartsanız nihayetinde ne olacağı bellidir. oysa ki erotisizm sınırları belirsiz, çok geniş bir dünyadır, ve tamamen şahsi damak tadı denebilecek kadar özeldir, çoğunlukla kimseye de bir zararı yoktur, erkeğin de kadının da özgüvenini artırır, onları sağlıklı hissettirir, bir nevi sarımsaktır adeta.
"gençler özgürce sevişsin"in önüne "gençler özgürce kaş göz yapabilsin" i koymak lazım galiba.
4-parafili ve fetişler
standart kabul edilen cinsel ilişkiler ve davranışların dışında kalan cinsel dürtüler, algılar, ve davranışlar. en bilinenleri:
teşhircilik, fetişizm, frotörizm (çok afedersiniz fordçuluk), mazoşizm (acı çekme, aşağılanma isteği), pedofili (çocuklara karşı cinsel istek duyma), sadizm (karşıdakini aşağılayarak veya ona acı çektirerek zevk alma/tahrik olma) , transvestik fetişizm (karşı cinsin kıyafetlerinden tahrik olmak: örneğin atkı koklamak, etek öpmek vs.) ve voyörizm (bildiğimiz röntgencilik)
akademik olarak, yakın bir zamana kadar homoseksüelliğin de bir parafili olarak kabul edildiğini de belirtelim. daha yüzlerce çeşidi olan parafili ve fetişler, pek tabii sosyal ortamlarda farkedilemeyecek kadar etrafımızdaki hareket ve objelerle içiçe geçmiştir, bunun da ötesinde, uygulayıcılarının, tutum ve algılarının marjinalliğinin bilincinde olması sebebiyle çok dikkatli olması sonucu kolay kolay anlaşılmaz.
toplum içinde nasıl uygulandığı, algılandığı, kabul edildiği (veya edilmediği) açılarından bakacak olursak:

teşhircilik - hemen her insan mutlaka biraz teşhircidir. en azından beğendiği birine kendi vücudunu göstermek ister, özellikle göstermese de bir noktada çıplak kalırlar ve böylece vücudu görülmüş olur. yine de teşhircilik ile çıplak kalmak arasında hayli büyük fark var galiba... giyinik olunması gereken yerlerde başkalarına vücudun çeşitli (genelde erojen) bölgelerini göstermek olarak da tanımlayabiliriz. tamamen şahsi olup, toplum, dönem vs. tanımadan yaşanabilmektedir. iki örnek yeterli sanırım:
mit, cumhuriyetin ilk yıllarında (o zamanki adı mah sanırım) bir hamamda, diğer erkeklere cinsel organını göstermeye çalışan bir rumen vatandaşla, bu zaafını kullanarak temasa geçip onu örgüte katmıştır.
ikinci örnek, tarihini bilememekle beraber, bir psikolojiye giriş kitabından alıntıdır. yine cumhuriyet'in ilk yılları veya osmanlı'nın son yılları, o zamanlar rumeli yakasından boğaz boyunca giden vapurlar var. vapurlardan biri, sarıyer'den eminönü istikametinde dönerken her seferinde belli bir bölgede yan yatmaktadır. olay çok fazla tekrarlanınca ilgililer gözlem yapar, ve görürler ki deniz kenarındaki konaklardan birinde, bir bayan, panjurların alt tarafını açarak, pencerenin önüne bacakları sonuna kadar açık şekilde oturur, ve böylece yüzünü göstermeden gereken kısımları herkese gösterir, ve gide gele bunu öğrenen vapur ahalisi evin önünden her geçişte vapurun sağ tarafına hücum ettiği için vapur yan yatmaktadır.
görüldüğü üzere, teşhircilik durumsal veya genel, tekrarlanan bir yapıda olabilir. ortalama konuşacak olursak, teşhirci erkekse bucak bucak kaçılır, kadınsa zaten kısa sürede dikkatini çektiği kişiler olur etrafında.

fetişizm - yine kendi çapında tez konusu olabilecek kadar geniş bir kavram. normalde, erojen olmayan bölgelere karşı duyulan cinsel ilgi, bu bölgeleri görmek, dokunmak veya bir şekilde algılamak yoluyla tahrik olmak denebilirse de, vücudun diz, kulak, burun gibi yerleri dışında fetişizmi objeler için de kabul etmek gerekir. çok daha az hissedilebilecek bir mesele olduğu için, bir insanı çok iyi tanımadan fetişist olup olmadığını anlamak zordur. bütün parafililer için geçerli olmak üzere, hayatımızdaki etkisi çok azdır, her yerde de bulunabilir. alışveriş yaptığınız bakkalın kamçılı kelepçeli videoları da olur, tarih öğretmeninizin kadın iç çamaşırı koleksiyonu vardır, bunları, o insanları tanıyarak bile öğrenmek zordur. üzerinde uzun uzun ahkam kesilemeyecek bir mevzu olduğu için tadı azdır, hemcinsler olarak toplanıldığında pek üstünde durulmaz.

frotörizm (nam-ı diğer fordçuluk): karşı cinse (veya tercihinize göre hangi cinsse ona) dokunmak, sürtünmek gibi yollarla tahrik olmak, icabında boşalmak durumuna verilen ad. frotörizm kavramının hakkını verebilmek için, yanınızda çıplak bir vücut varken bile ona sürtünmeyi doğrudan cinsel ilişkiye girmeye tecih etmek gerekir. yoksa bütün başkasına sürtenleri frotörist diye tanımlamış oluruz ki, bu da milli eğitim bakanlığına bağlı ortaöğretim kurumlarında okuyan 3-4 milyon erkek öğrencimizi zan altında bırakmak olur. toplumda, yaşandığı veya anlatıldığı kadar popüler olmadığı kesin olan bu olay, başkasının rızası gerekmediği için tatminsizlik durumunda iyi bir kaçış olabilmektedir. çoğunlukla toplu taşıma araçlarında ve kalablık mekanlarda gerçekleştirildiği için de, yankesicilik/cepçilik türü bir adi suç olmaktan çıkamamaktadır, ki başka türlüsü de zordur zaten. en meşhur örnek: 2005 yılına girerken, taksim'de iki tane turistin kalabalık bir erkek grubu arasında kalıp tacize uğraması (aslında buna frotörizm denebilir mi o da pek belli değil, sürtünmeden ziyade mıncıklama veya istese mıncıklayabilir durumda olduğu için tahrik olma, velhasıl köşeye sıkıştırma söz konusuydu).

mazoşizm - fetişlerin fetişi. psikolojik bilgi sahibi olmadan, hakkında ahkam kesmekten imtina edeceğimiz olgulardan biri. yine de, "sevgili başımın tacıdır, isterse köpeği olurum" adamlarının da bir nevi sosyal mazoşist olduklarını belirterek geçelim.

sadizm - mazoşizmin tersi. bu kavramı analiz etmek için de psikolojiden anlamak gerekiyor. sosyal örneğimizi yine verelim. "benim için herşeyi yapmalı", "kapımda ağlamalı", "sürüm sürüm süründüreceğim" tipi kızlar bu sınıfa girer, tabii ki sosyal açıdan.

pedofili - internet aleminin en büyük tabularından, ve malesef (bu malesefin sebebi cinsel sapkınlık değil, ortada bir istismar olduğu içindir. bir çocuk bedenen ve ruhen gelişimini tamamlamış olabilse ve de kendi isteğiyle bir yetişkinle cinsel ilişkiye girebilse şüphesiz ki pedofili karşıtları bir miktar azalırdı. şöyle de diyebiliriz, cinsel ilişki için yeterli şartlara sahip olan kimseye zaten çocuk denemiyor, ve pedofiller bu henüz olgunlaşmamış insanlarla cinsel ilişkiye girmek istiyor. herneyse...) ... ve malesef bitmeyen bir talebi var, hatta kısmen de artıyor gibi. pedofili deyip de hollanda dememek olmaz, ne zaman gazetelere düşecek kadar büyük bir pedofili operasyonu, server kapatma vs. olay olsa hollanda'da geçmekte, hatta belçika'da küçük kızlara tecavüz edip öldüren katiller çıkmasını da işin içine katarsak, bölgedeki sosyal rahatlığın mı yoksa başka unsurların mı etkili olduğunu bilemeyeceğimiz bir durum olduğunu görürüz. son olarak hollanda da kurulan pedofili partisi nvd, ki asıl ismi "hayırseverlik, özgürlük ve farklılık partisi" (partij voor naastenliefde, vrijheid en diversiteit) dir, pedofilinin yasallaşması için çalışmakta. işin içine bebek pornosu vs. girdiği için iğrençleşme oranı yüksek, ayrıca pek çok fetişten daha çok tepki gördüğü için, uyuşturucu ve silah gibi yer altına inen, sahipsiz bebeklerin ticareti gibi mide bulandıran detaylara karışan, fetiş olmaktan çıkan bir fetiştir.

transvestik fetişizm: abazanlığın korkunç boyutlarda olduğu toplumumuzda bile çok fazla görülmediğine göre, kültürel etkilerin önemli olduğu bir fetiş türü. örneğin japonya'da kullanılmış kadın iç çamaşırı satan otomatlar varken, bir kadın beline sarılabilmek için kırk takla atılan ülkemizde, "x bana donunu verdi" nin zerre önemi yoktur, türk genci bilir ki donla sütyenle karın doymaz. geneli bozmayarak, bu fetiş de hayli özel ve gizlidir.

röntgencilik (voyörizm): sık görülen bir fetiş türü. erkek cinsinin cinselliğinin yarısı demek olan görme eylemini, cinselliğin ta kendisi olarak anlamlandırma durumudur. gerçek röntgenci, erojen olmayan bölgelerden bile tahrik olabilen kişidir (ki bu biraz da fetişizme girer zaten) zira erojen bölgeleri açıkta olan birine bakıp tahrik olmanın fetişle değil, daha ziyade insan olmakla alakası vardır. kadın röntgenciler (hiç duymadık ama) daha iyi bir inceleme konusu olabilir...
toplumda karşılaşıldığı haliyle röntgencilik, frotörizmden farksız ve çok daha kolay uygulanabilir olarak, abazanlık sonucudur, bu haliyle de yine fetiş sayılamaz, dokunulamayanı en azından görmeye çalışmaktır.

5- bekaret ve etrafında gelişen inanılması güç toplumsal yapı

bekaret, adı üzerinde bekar olma durumudur. bekar olan kişi erkekse bakir, kadınsa bakiredir. tabii ki konumuz kadın bekareti. çünkü bekareti kurumsallaştıran başlıca unsur din, ve semavi dinlerin tümü ataerkil toplum düzenine dayanıyor (ve biraz da kendileri toplumları buna zorluyor). bakire kadın, gerçek bir kadın gibi sevişmemiş olan kadın demektir herkesçe malum olduğu üzere, fakat birey buna dini, toplumsal, kültürel (nihayetinde hepsi aynı bokun soyu) anlamlar katabilir. sevişmemiş kadın aklına gelmez de mesela, kendisini erkeğine saklayan kadın, aşk nedir bilen kadın, allah'ın kendisine bahşetmiş olduğu güzelliğin ve bereketin hakkını veren kadın... gibi çeşitli bakış açıları geliştirebilir.
ahlakın bekaret ile temsil edilmesi, kimi topluluk ve coğrafyalar için hala anlamlı olmaktaysa da, akıl fikir sahibi genç insanların günümüzde bununla bir yere varmaları zor. herşeyden önce, kafaların epeyce ahlaksızlaşmasının önüne geçilememesi, geçmek için çok da uğraşılmaması gibi gözlemler yapabiliriz ve bu sebeple görürüz ki bekaret bayramda şeker yemekten de daha fuzuli, kültürel bir öğe olarak hayatımızdaki yerini sürdürmektedir, ve ne mutlu ki er ya da geç önemini yitirecektir. bekaretin öneminin kısmen azalmasının, aynen eşcinsellik gibi, her türlü ahlaksızlığın prim yapması (bekareti önemli bulmamayı ve eşcinselliği bir ahlak sorunu olarak görenler açısından ahlaksızlığın prim yapması), medya'nın ticari kaygıları ve özgür yirmibirinci yüzyıl kadını imajını pompalaması gibi nedenlerden ziyade, ahlak sahibi olmanın ve bunu topluma kanıtlamanın çok daha rafine yöntemlerine sahip olmamız sebebiyle gerçekleşmesi tercihimiz tabii.
bütün ilerlemeye ve yüzeysel gelişmelere karşın, cinselliğini özgürce yaşamayı, nerde neyi yapması gerektiğini bilen kızlarımızın bulunduğunda alınlarından öpülecek denli nadir olması çok üzücü, ve kimse kızları ve oğulları için daha iyi bir dünya hayal ederken sahici olamıyor. insanlar gençliğinde elele bile tutuşamıyorsa dahi, hiçbir cinsellik içermeyen (daha doğrusu içermemesi beklenen) saçma salak lise ilişkilerine izin verilmesi gençlere bir lütuf olarak sunulamaz. yine çok üzücüdür ki, gençler kendi anne babalarından bu anlayıştaki ikiyüzlülüğün hesabını soracak cesarette ve yapıda değiller. sözümona modern üniversiteli yaşamı anlatan dizilerdeki kız-erkek ilişkilerine biraz göz atmak bile, alttan alta verilmeye çalışılan mesajı çok net gösterir, tabi anlayana...
o kimseye "vermemesi" gereken güzel kızlarının ne halt yediğinden zerre kadar haberi olmayan anneler babalar, gereken uyarıları yapmış olmanın rahatlığıyla kafalarını yastıklarına koyuyor olabilirler her akşam, ama biz şu an genciz ve neyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. vajinal ilişki dışında her yolu deneyenler, arkadaşları bakire olmayıp da kendisi bakire olduğu için yalandan övünen, gerçekte içi giden kızlar, sevgilisine verdiği için her şeyi talep edebileceğini düşünen, işin garibi kendileri gibi düşünen erkekler bulmakta zorlanmayan kızlar... liste uzar gider.
burada 23 yaşında bir üniversite öğrencisinin rahatlığıyla iki satır birşeyler karalayan biri olmamak adına, kendi geleceğimi (hayal değildir, külliyen gerçektir, gerçek olacaktır) yazmakta fayda görüyorum. bir kadınla beraber olabilirsiniz, bir kız çocuğunuz veya kadın akrabalarınız olabilir. özellikle çocuklar ve akrabalarla ilgili şunu düşünmek farzdır: bir x kadın sadece sizin için akrabadır, veya bir kız çocuğunuz varsa dünyadaki 3 milyar erkekten sadece siz, dedesi, vs. ona cinsel ilgi duymaz (en azından duymaması beklenir), unutulmaması gerekir ki dünyanın geri kalanı için o bir kadındır, yeri gelir fantezilere konu olur, yeri gelir fetişinizin en sarsıcı öğesi olur, yeri gelir bir ağaç altında alelacele seviştiğiniz kadın olur. olur da olur, engel olacağınızı sanmak en büyük acziyettir zannımca... sağlıklı olan, örneğin bir kız çocuğuna, yaşadığı şeyleri kendi isteğiyle ve özgürce yaşamayı, yeri geldiğinde hayır demeyi, kadın olmadığım için bilemediğim veya aklıma gelmeyen buna benzer detayları hatırlatmak, hayatını bu doğrultuda yaşamasını sağlamaktır.
sözün özü: benim bir kız çocuğum olursa eğer, istediği kişiyle istediği yaşta istediği cinselliği yaşayacak, ama içinden geldiği şekilde yaşayacak, ne benden ne de annesinden saklayacak, istediği fetişe sahip olacak, isterse amsterdam'da grup seks yapacak, ama vücudu ve beyni kendi kontrolünde olacak, beni de kızımın verdiği kişinin maddi durumu, kültür seviyesi, kızımla nerede tanıştığı vs. değil, kızımın değer yargıları ve mutluluğu ilgilendirecek. kızım, sorunlarını arkadaşlarıyla paylaşırken ben evde her şeyi kontrol altında tuttuğuma olan sonsuz inancımla gazete okuyor olmayacağım, kızımın 23-24 yaşına gelip de hala öpüşmekten biraz daha ileri gitmiş olacağına inanmayacağım... inanıyorum ve bu olacak.
hepinize mutlu sevişmeler...

1 comments:

oesx dedi ki...

avrupa birliginde müzakereler konusunda en büyük samata ve sorunlar escinsel haklari konusunda kopucak bundan eminim...Kibris Rum kesiminde bir kac sene olan büyük tartismalari hatirlarsiniz,ya bugünlerde Polonya'da yasanan olaylar uluslararasi basini takip edenlerin gözünden kacmamistir...Bu ülkeler ki bizlere göre insan haklari ve modernlesme konusunda cok daha ileri,egitimli ve modern dünyaya daha entegreler....Bursa gibi nispeten türkiyenin en egitimli ve sanayilesmis ilinde bile bu baskilar oluyorsa Ankara'nin dogusunu düsünmek bile istemiyorum....velhasil bu pilav daha cok su kaldirir....

Yorum Gönder